İFRAT VE TEFRİT ARASINDA DENGE / M.Selahattin Öngören
Tekfir,kafir ilan etmek. Herhalde hepimizin gayet iyi bildiği gibi islami ıstılah olarak –kabaca- bir şahsın İslam dininden çıktığını ifade eder. Gerçekten de dikkatli olunması gereken bir konu. Gerçek anlamda Kur’an ve Sünnet’e dayanan hiçbir düşünce sahibini tekfir etmemek gerekir. Ama “ne olursan ol gel” gibi Celaleddini Rumi ile özdeşleşmiş bir düşünüş biçimi de söz konusu olamaz. Peki bunu nasıl ayırt edeceğiz. İslam olmanın belirleyicisi nedir? Neye göre bir insan İslam olur veya İslamdan sayılmaz. Esas sorulması gereken soru budur. Kanımca hiç kimsenin itiraz edemeyeceği cevap bunun belirleyicisinin Kur’an olacağıdır. Ama tabi sorun bununla da çözülmüş olmuyor. Herkes Kur’an’a dayandığını iddia ediyor. Peki kimin gerçekte Kur’an’a göre düşüncesini şekillendirdiğini nasıl anlayabiliriz. İşte işin bazılarınca çetrefilleşmeye başlayan kısmı burası. Burada da işin içinden çıkmak için şöyle bir ilke benimsemek yine kimsenin itiraz edemeyeceği bir husustur. Kişinin söylemine ve amellerine (hayat içinde ki tüm eylemlerine-ameli sadece namaz, oruç vb. ibadetlere indirgemek gibi bir hata yapmayacağımıza göre-) bakılır. Eğer bunlar Kur’ani ise İslami olmak/İslamilik vasfını almaya hak kazanacaktır. Böyle bir değerlendirme sonucunda üç kesim insan karşımıza çıkacaktır.
Sabahil Xayr (Günaydın Filistin)
Başörtüsünün farziyyeti / Sami Hocaoğlu
"Ayette
kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez.
"Arapçada kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı "hımar" değil
"mikna" (doğrusu mikne'a SH) ve "nasıyf"tır. Hangi Arapça sözlüğe
bakılırsa bakılsın "mikna(çoğulu mekani)" ve "nasıyfın" hanımların
başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır." Allah eğer "hımar"
kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi "hımarürres" gibi bir
vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi"
Mustafa İslamoğlu'nun Siyaset Meydanı Konuşması - 1
Mustafa İslamoğlu'nun Siyaset Meydanı Konuşması - 2
Dalgalan Sen de Ey “Kan”lı Hilal! / Adil Özyiğit
Ölülerin
mateminden kahramanlık destanları devşirip, al kanlı bayrak
mistisizmini yutturmaya çalışmışlardı okul hayatı boyunca bizlere. Her
geçen gün kutsallar ardı ardına sıralanıyordu; kan kutsaldı, çünkü
vatanın kurtuluşu için akıtılmıştı; vatan kutsaldı namus demekti;
bayrak kutsaldı, zira kahramanlığın ve “kurtuluş savaşı” ile elde
edilmiş bağımsızlığın (!) tüm sembolik değerleri onda mündemiçti.
Kutsallar belirlenmişti, sunulanın dışında bir akide oluşturmak
“ihanetle” eşdeğerdi…
Mukallit ve endoktrine edilmiş bir neslin yetişmesi için uğraşılıyordu (hala aynı amaca yönelik yoğun çabalar sürdürülmekte). Kurulu resmi paradigma; sisteme sadık, tasavvuru sakat, tefekkürü kıt, önüne konulmuş “değerlerden” müteşekkil bir inanç sistemine biat eden, militarist savunma refleksine sahip bir ulusun inşasını amaçlamıştı. Tarihi menkıbelerden tutun da, bilimsellik örtüsü altında sunulan onca yalanın şekillendireceği, tek renk ve motifte bir ulus olmalıydı bu.
Ben Hep Devrimciydim / Fethi Şikaki

16 yaşlarında olduğum 1967 yılı benim için ve İslami Cihad’ı kuran diğer arkadaşlar açısından bir dönüm noktası idi.
O
dönemde siyasi hayatta okul çerçevesinde bazı deneyimlerim olmuştu.
Ortaokul ve lisede yazdığım kompozisyonlar, gerek önerdiğim savlar
açısından gerekse de belagat açısından öğretmenlerimin dikkatini
çekiyordu. Ayrıca okulda sabah hitabetlerine katılıyordum ki o
dönemlerde milliyetçi eğilimler içerisindeydim.
O zamanlar
yaygın olan Nasırizm akımı bizi de etkilemişti. Kişilik ve Arap lideri
olarak Abdunnasır’a ilgi duyuyordum. Komünist olmamamda payı vardı.
Zira ‘eşitlik’ düşüncesini araştırırken elime geçen “Komünizm Gerçeği”
adlı kitabın önsözü Abdunnasır tarafından yazılmış ve komünizmi
şiddetli bir şekilde eleştirilmişti. Bu önsöz beni komünizmden alıkoydu
ve siyasi faaliyetlerim Nasırizm’le sınırlı kaldı.
1966 yılında
benden büyük iki kardeşimle beraber Nasırizm çatısı altında bir örgüt
kurduk. Bilahare kurucuları İslami akıma yöneldiler. 1967 Haziran
yenilgisi, özgürlük ve vatana dönüş özlemi çeken gençler için bir dönüm
noktası oldu. Lider Abdunnasır’ın yenilgisi bir sürprizdi. Dengesiz
olmuştuk. Ama gazeteci Hasaneyn Heykel’in Arap Yarımadası üzerinde
yaptığı yorumları sayesinde dengeleri biraz yakalamıştık. Ama
endişelerimizin kaybolmayacağına inanıyorduk. Böylece farklı bir yola
doğru, İslam’a doğru dönüşümüz başlamıştı.
Gerçeğe ulaşmak için önce onu istemek lazım / Koray Düzgören
Son günlerde iyice kabaran milliyetçi söylemler, sınırötesi operasyon beklentileri, hatta -ABD, Irak Kürtleri, kim olursa olsun farketmez- savaş çağrıları için iki önemli olaya kuvvetle atıf yapıldığını biliyorsunuz.
Hangi yetkili bu konuda konuşsa, hangi köşe yazarı bu meseleyle ilgili yazsa –tabii birkaçını hariç tutmak şartıyla- 'sabırları taşıran' iki olaydan mutlaka söz ettiğini görüyoruz.
Bunların biri, 29 Eylül tarihinde Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyü civarında bir minübüs içinde 12 Kürt köylüsünün öldürüldüğü katliam.
“Akleden kalbin” genç sesi... / Ferhat Kentel
Böylesine kahredici ve ölüm kokan günlerde, daha fazla kahrolmamak için, yaşamak ve de yaşatmak için, hayata sımsıkı sarılıp, cellatların ve ölüm tacirlerinin heveslerini kursaklarında bırakmak için birilerinden insanlık mesajları vermesini beklersiniz, değil mi? Öldüren alçaklarla birlikte alçaklaşmamak için, o alçaklar dışındaki insanların birbirilerine tutunması için, yeni alçaklar yaratmamak için insanın değerinin, hayatın değerinin yüceltilmesini beklersiniz değil mi?
Irakta ki Direniş Örgütleri Birleşiyor
Irak’ta dağınık yapısı nedeniyle hem askeri hem de siyasi sorunlar yaşayan Irak direnişi, son girişimleriyle bu problemleri atlatma yolunda.
Geçen aylarda “ülkedeki Amerikan işgalinin bitirilmesi konusunda yeni bir siyasi birlik” kurmaya hazırlandıklarını deklare eden 3 direniş grubu, önceki gün El Cezire televizyonu aracılığıyla yaptıkları açıklamada, “toplam 6 örgütün birlikteliğiyle, amacı, ABD’ye karşı savaşan güçleri bir araya getirmek olan yeni bir çatı örgütü kurduklarını” ilan etti ve işgal karşıtı programını açıkladı.


